16 Kasım 2016 tarihinde ABD Merkezli Düşünce Kuruluşu Freedom House, "Nette Özgürlük 2016" raporunda Türkiye'nin internet özgürlüğünde en fazla gerileyen 5 ülke arasında yerini aldı. Freedom House'un raporuna göre dünya genelinde internet kesintilerinin sebebinin internet kullanıcılarının üçte ikisi hükümetleri eleştirmenin sansür sebebi olduğunu belirtiyor. Hükümetlerin son zamanlarda bilginin anlık ve yaygın bir şekilde paylaşılabildiği Whatsapp ve Telegram gibi mesajlaşma uygulamalarının sıkı takibe alındığını, sosyal medya kullanıcılarının paylaşımlarından ötürü cezaya çarptırıldığının vurgusunu yapıyor. Freedom House raporunda, dünya genelinde hükümetlerin ifade özgürlüğünü sınırlama, şifreleme teknolojilerini yasaklama ve yetkililerce kabul edilemez bulunan paylaşımlar yapan kullanıcıları cezalandırma gibi uygulamalarını ikiye katladığına işaret edilerek, arka arkaya 6’ıncı yılda da küresel boyutta internet özgürlüğünün gerilemeye devam ettiği belirtildi. Raporun direktörü ve aynı zamanda yazarlarından biri olan Sanja Kelly, Telegram gibi araçların engellenmesinin herkesi etkilediğini, ancak bu uygulamaları devletin gözetiminden kurtulmak için kullanan insan hakları savunucularının, gazetecilerin ve marjinalleştirilmiş toplulukların bu kısıtlamalardan daha yoğun biçimde zarar gördüğünü dile getirdi. Devletlerin internet üzerinde sansürlediği içeriklerin sayısının artması da raporda öne çıkan bulgulardan da biri oldu. Çevrim içi imza kampanyalarının, protesto çağrılarının ve LGBT haklarıyla ilgili materyallerin engellenmesi, söz konusu duruma örnek olarak gösterildi. Liderleri hedef alan görsellerin de sıklıkla devletlerin öfkesini çektiği de raporda belirtilen noktalardan biri oldu. Sanja Kelly, pek çok liderin “komik” olarak nitelenebilecek görsellere gülüp geçmek yerine dava yoluyla bastırma silahına başvurduğunu savundu.
![]() |
| %35 özgür değil, %29 kısmen özgür, %24 özgür, %12 değerlendirilmemiş |
Toplamda 65 ülkenin mercek altına alındığı raporda, Çin, İran, Suriye ve Etiyopya internet özgürlüklerinin en kötü olduğu ülkeler olarak sıralanıyor. Türkiye'nin notu, en kötünün 100 olduğu puanlamada 58'ten 61'e çıktı.
15 Kasım 2016 tarihinde, yapılan birçok araştırmaya göre yapay zekanın bir çok iş kolunu ele geçireceğini ve buna bağlı olarak büyük bir işsizliğin ortaya çıkacağı belirtiliyor. Araştırmalara göre gelecek 10 yıl içerisinde işlerin %7’si yapay zekalar tarafından yapılacağı öngörülüyor. Yapay zekanın ortaya çıkaracağı işsizlik sorunu da beraberinde kişi başına düşen gelirin azalması tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Uzmanlar yapay zeka yüzünden işsiz kalan kesim için işsizlik maaşı gibi önlemler alınabileceğini düşünüyor ama bunun da hala işi olan kesimin ve bir de vergi mükellefi olan şirketlerin kabul etmeyeceğini düşünüyor. Çok bilimkurgu gibi görünse de, bu gibi yeniliklerin sadece ihtimal olmanın ötesinde olduğunu, hatta önümüzdeki beş yıl içerisinde robotik piyasanın genişliğinin üç kat artacağını ön görülüyor. Yani; yapay zeka, makinelerin otomatik olarak öğrenebilmesi ve doğal kullanıcı arayüzleri (ses tanıma gibi) gibi özelliklerin kombinasyonu, birçok işin bilgisini makinelere yükleyecek ve eskiden imkansız gibi görünen birçok işi makineler yapacak. İşgücünü yükselişinin sosyal ve ekonomik eşitsizliğe yol açarak, servetin sadece iş sahiplerinde yoğunlaşacağını savunuyor. Bu durum, “kazanan hepsini alır” zihniyeti ve “tekelci” sonuçlarıyla teknolojik patent sahiplerinin büyük miktarlarda zenginlik elde etmesine sebep olurken, vasıfsız işçiler için de yeni mücadelelere yol açacak. Tıpkı tarımsal üretimdeki teknolojilerin, tarım işçilerinin çalışma saatlerini azalttığı gibi, şimdiye kadar hiç kitlesel işsizliğe neden olmamış teknoloji, bugün artık tüm dünyada iş piyasasında büyük değişiklere yol açabilir. Sonuçlar emek piyasası için olumsuz gibi görünse de, yeni robot teknolojilerinin tüm yaşamı ve iş hayatını derinden etkileyeceği kuşkusuz.
Taksi ve şoförlük sistemini kökten değiştiren Uber, yine bir taksi gibi başlangıç ve bitiş noktaları ile yolculuk süresine ve araçların çeşitlerine göre değişiyor. Kullanıcı, daha yolculuğu başlamadan fiyatın ne olacağını görüyor. Yine uygulama üzerinden kredi kartıyla ödeme imkanı sunan Uber sayesinde kullanıcı yanında para taşıma zorunluluğundan da kurtuluyor.
18 Eylül 2016 tarihinde Pittsburg caddelerinde sürücüsüz otoları test için görücüye çıkardı. 3 Kasım 2016 tarihinde ise Uber'ın sürücüsüz tırları ilk mal teslimatını gerçekleştirdi. Uber'in sürücüsüz araç teknolojine yoğunlaşması ve bu alanda önemli bir oyuncu olan Otto'nn satın alınmasıyla başlıyor. Webrazzi'nin haberine göre; önümüzdeki yıllarda tam anlamıyla sürücüsüz tırlar için hazırlıklı olunmasının, yolda karşılaşılabilecek her türlü duruma hazır hale geleceğini ve böylece bir tır şoförüne ihtiyacın kalmayacağını belirtiyor.
İnternetin gelişmesiyle beraber akıllı telefonların yaygınlaşması sonucu insanların müzik dinleme alışkanlıkları bile tamamen değişmiştir. Nasıl ki CD satışları birkaç sene öncesiyle karşılaştırılamayacak kadar azaldıysa aynı şekilde Uber'ın başarısı taksicilerin, şoförlerinde neslinin tükenmesine sebep olacaktır.
22 Kasım 2016 tarihinde de, bu kez Bangladeş’e adım attı. Dünya genelinde İstanbul’un da dahil olduğu 450 şehirde hizmet veren Uber, gelen bilgilere göre ilk önce başkent Dakka’da hizmet vermeye başlayacak. İstanbul’da olduğu gibi Dakka‘da da yavaş yavaş büyümek isteyen Uber, 18 milyonluk şehirdeki varlığını zaman içinde artırmaya çalışacak.Bangladeş, 150 milyon kişilik bir nüfusuyla belki 10’dan fazla Avrupa ülkesinden daha büyük bir nüfusa sahip ve büyüyen bir pazar olarak gösteriliyor. Fakat nüfusun tek başına yeterli olmadığını da belirtmek gerek. Zira Bangladeş’in nüfusunun sadece yüzde 11’i internet erişimine sahip. Ülkedeki cep telefonu sayısı ise 130 milyon. Bu sayının ne kadarının akıllı telefon olduğu ise ayrı bir soru işareti. Diğer yandan Uber, Bangladeş’in en büyük mobil operatörü Grameenphone (Telenor) ile anlaşmış ve yapılabilecek en mantıklı işbirliği şansını değerlendirmiş. Fakat Uber’in kısa vadede Bangladeş gibi bir pazardan yüksek gelir elde etmesi yine de zor gözüküyor. Zira ülkedeki sorunlardan biri de kredi kartı kullanımının az olması. Neticede Uber’in yeni pazarlara erkenden tohum atmak istemesi makul karşılanabilir. Sonuçların nasıl olacağını ise yine zaman gösterecek.
29 Ekim 2016 tarihinde Avrupa Birliği, Whatsapp'ın kullanıcı bilgilerini Facebook ile paylaşmaması için uyardı. Whatsapp'ın kullanıcı verilerini Facebook ile paylaşması yönünde ciddi endişelerinin olduğunu ve bu paylaşım politikasının kullanıcıların Whatsapp'a üye olurken kabul ettikleri kullanım koşulları ve gizlilik politikasında yer almadığını belirtti. Verilerin, kişinin ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm halleri kapsar. İsim, telefon numarası,motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler, e-posta ve bilgisayarının IP adresi, Facebook veya Twitter ortamında yazdıkları gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikler nedeniyle kişisel verilerdir. Facebook ise Whatsapp'ı satın aldığında kişisel verilerin toplamayacağı yönünde açıklamalar yapmıştı. Ağustos ayında politikasında yaptığı değişiklikle birlikte Whatsapp artık telefon numaraları, profil isimleri, fotoğraflar ve daha fazlasını sahibi Facebook ile paylaşmaya başlamıştı.
Kelime sayısı: 998.




